Bildirimlerin Gölgesinde Kafka Olmak: Modern Kaosta O Derin Uykuyu Aramak

Fatih Karcı 15 Nisan 2026 3 dk okuma 0

Kafka, o meşhur masasının başında yazarken, “ölümden daha da derin bir uykuya” daldığını söylüyor. Bunu söylediğinde, muhtemelen kapısının altından atılan bir faturayı, yan odadan gelen televizyon sesini ya da cebinde durmadan titreyen bir akıllı telefonu hayal etmemişti. Onun sessizliği, sadece kendi zihninin fısıltılarıyla bölünen mutlak bir boşluktu. Peki ya biz? Bizim “yazma mezarımız” neden bu kadar gürültülü?

Bugün yazmaya çalışmak, fırtınalı bir denizde küçük bir sandalı sabit tutmaya çalışmaya benziyor. Tam o derin dehlizlere inecekken, zihnimin en karanlık ama en yaratıcı köşesine bir adım atmışken; ekranın köşesinde bir bildirim beliriyor. Bir “beğeni”, bir “indirim haberi” ya da hiç istemediğim bir mail… Kafka’nın masası bir kale ise, bizimki her yanından rüzgar alan bir çadır gibi. Modern dünya, bizi o mezardan çıkarmak için elinden geleni yapıyor; sanki kendi içimize dönmemiz yasaklanmış gibi.


Eleştirel olalım: Turistik bir kafede, önümde en pahalı kahvem ve en havalı defterimle “yazar pozu” verirken, aslında Kafka’nın bahsettiği o derinlikten ne kadar uzağım? Etrafımdaki insanların yüksek sesle konuşmaları, espresso makinesinin tıslaması ve sürekli bir yerlere yetişme telaşı… Şehir, bizi kendi içine çekmek için her türlü hileyi kullanıyor. Oysa yazmak, şehre ve zamana karşı verilmiş bir istiklal mücadelesi olmalı.

Bildirimlerin gölgesinde Kafka olmak.

Bazen düşünüyorum; Kafka bugün yaşasaydı, o masadan koparılmamak için telefonunu uçak modunamı alırdı. Muhtemelen o da bizim gibi bocalar, “derin uyku” yerine “yüzeysel bir şekerleme” ile yetinmek zorunda mı kalırdı. Çünkü artık hiçbir yer tam anlamıyla sessiz değil. Sessizlik artık bulunması gereken bir şey değil, inşa edilmesi gereken bir sığınak.


Yine de tüm bu kaosa rağmen, o masanın başına geçip dış dünyayı bir anlığına sessize alabildiğimde; o tuhaf ve rahatlatıcı sızıyı bacaklarımda hissettiğimde anlıyorum. Modern dünya ne kadar bağırırsa bağırsın, insanın kendi iç dünyasındaki o mezar sessizliği hala dünyanın en huzurlu yeri. Belki de tatil dediğimiz şey, başka bir şehre gitmek değil; bu gürültülü yüzyıldan kendi masamıza kaçabilmektir.


Her şeyden sonra masadan kalkıp kalabalığa tekrar karıştığımda herkesi bir yerlere yetişmeye çalışırken görüyorum. Ben az önce dünyanın en derin uykusundan uyandım. Yenilenmiş, biraz yorgun ama tamamen kendim olarak.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir